GEDİĞİMİZ HAYIRLI OLSUN

Dr. Mahmut TOKAÇ

6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’da değişiklik yapan yasa teklifi TBMM’de kabul edildi. Eczacı camiasına hayırlı olsun. Artık yeni bir gedikleri oldu. Bu gedik Necip Fazıl’ın şiirinde söylediği surda açılan ve “çatlak/yarık” anlamına gelen gedik değil tabii ki. Şiirdeki gedikten ayrı olarak tekel ve imtiyaz anlamına gelen bir başka “gedik” daha vardır. Bir işi başkalarının işleyememesi veya bir şeyi başkalarının satamaması şartıyla devlet tarafından verilen imtiyaz olarak anlaşılabilen bu gediğin Osmanlılarda resmi bir terim olarak kullanılması ilk defa 1727 senesinde olmuştur.

Ülkemizde 1830’lu yıllara kadar eczanelerin sayısına ilişkin herhangi bir kısıtlama bulunmuyordu. 1831 yılında Beyoğlu’nda çıkan bir yangın sonunda bölge eczacılarının zor durumda olduklarını beyan ederek yaptıkları talep üzerine bölgedeki eczane sayısının 25 ile sınırlandırılmasını içeren bir Padişah fermanı çıkmış ve böylece “eczacı gediği” uygulanmaya başlamıştır. Gedik uygulamasında bir eczacının eczane sahibi olabilmesi için bu bölgede eczanesi bulunan bir şahıstan veya eczane sahibinin varislerinden eczane açma hakkını satın alması gerekiyordu. Zamanla bu ruhsat devretme yöntemi bütün İstanbul’a yayılmış ve devir için çok yüksek bedeller istenmeye başlamıştı. Genç eczacılar bu gedik uygulamasından şikayet ediyorlar ve istedikleri yerde eczane açabilmeleri için sınırlamanın kaldırılmasını istiyorlardı.

1861 yılında yürürlüğe giren Beledî İspençiyarlık San’atının İcrasına Dair Nizamname ile eczane sınırlaması kaldırılmıştır. Bu Nizamname yayımlandıktan kısa bir süre sonra bazı eczane sahipleri yeni açılan eczaneler nedeniyle yaşayamaz hale geldiklerini ileri sürerek, eczacı dükkanı adedini serbest bırakan hükme karşı çıkmışlar ve bu uygulamanın kaldırılması için uzun süre mücadele etmişlerse de hiçbir başarı elde edememişlerdir. 1879 yılında sırf bu amaçla kurulan Dersaadet Eczacı Cemiyeti amacına ulaşamamış ve 1908 senesinde Osmanlı Eczacı İttihad Cemiyeti’ne dönüşmüştür.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında eczanelerin büyük şehirlerde toplandığı, bazı il ve ilçelerde eczane bulunmadığı gerekçesiyle eczanelerin sınırlandırılması talepleri dile getirilmeye başlanmıştı. 1927 yılında çıkartılan 924 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanunla 10 bin kişiye bir eczane olacak şekilde nüfusa göre sınırlama getirilmiştir. Ancak bu kanunun uygulanması oldukça sancılı olmuştur. 8 Mayıs 1928 günü verilen bir emir ile İstanbul’da bulunan eczanelerden 90 tanesi kapatılmış ve 18 tanesinin yeri değiştirilmiştir.

964 sayılı Kanunun kısıtlama hükmü bazı eczacılar tarafından olumlu karşılanır iken, bazıları da eczane sınırlamasında bazı haksızlık ve yanlışlıkların yapıldığını gazetelerde yazmaya başlamış ve hatta yayınlanan bir broşür ile Türkiye Büyük Millet Meclisine bile başvurulmuştur.

Şehsuvaroğlu’na göre bu Kanunla eczane sayısı nüfus yoğunluğuna göre sınırlandırılarak ve bazı eczaneler kapatılarak eczacıların Anadolu şehir ve kasabalarına dağılacağı umulmuşsa da kanun zoru bu dağılmayı sağlayamamıştır.

Zamanla 964 sayılı Kanun’un eczane sınırlandırılması ile ilgili maddelerinden yakınmalar başlamış, genç eczacıların istedikleri yerde eczane açamadıkları, şehirlerdeki eczane adedinin yeterli olmadığı, evvelce açılmış eczanelerin korunduğu, sınırlama maddelerinin antidemokratik olduğu gibi iddialar ortaya atılmış ve 1951-1953 yıllarında bu konuda eczacılar, basın, eczacı dernekleri, halk ve milletvekilleri arasında geniş tartışmalar olmuştur.

Sınırlamayı kaldırmak ana gayesiyle 1950’de Türkiye Eczacıları Yardımlaşma Derneği kurulmuştur. 26 yıl yürürlükte kalan bu Kanun’daki sınırlama hükmü 1953 yılında çıkartılan 6197 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Türkiye Eczacıları Yardımlaşma Derneği de artık ödevinin bittiğine inanmış ve kendi kendini feshetmiştir.

O dönemin diğer bir eczacı örgütü olan Türkiye Eczacıları Cemiyeti ise kısıtlamanın devamından yana idi. Başkan Mahmut Cevat Pelin kısıtlamanın kalkmasıyla küçük yerlerde eczane kalmayacağını ve bu eczacıların büyük şehirlere hücum edeceklerini iddia etmiştir.

Kısıtlamadan yana olan Türkiye Eczacıları Cemiyeti’nin yerine 1956 yılında kurulan Türk Eczacıları Birliği kısıtlamadan yana tavır gösterse de 1995’de Mehmet Domaç’ın TEB Başkanı olması ile birlikte eczane sınırlaması konusu yeniden gündeme gelmiştir. Mehmet Domaç, TEB Başkanlığının her döneminde bu konuda girişimler yapmışsa da 2003 yılından itibaren bu konuda daha yoğunlaşarak Sağlık Bakanlığı ile uzun müzakerelerde bulunmuş ve bu çabalar sonucu 2007 yılı başında kısıtlama hükmünü de içeren Kanun değişikliği taslağının Sağlık Bakanlığı tarafından Başbakanlığa gönderilmişti. Ancak dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer başkanlığında Başbakanlıkta yapılan toplantılarda Rekabet Kurumu ve TOBB temsilcilerinin kısıtlama hükmünün rekabete aykırı olduğu gerekçesiyle taslaktan çıkartılmasını istemeleri üzerine Mehmet Domaç’ın bu madde olmayacaksa taslağın tümünün geri çekilmesini istemesi üzerine taslak üzerinde yeniden müzakerelerin devamı kararı alınmıştı. Temmuz 2007’de yapılan Genel Seçimlerde hem Ömer Dinçer hem de Mehmet Domaç milletvekili oldular. Seçim sonrası hükümet istifa edip yeni hükümet kurulduğundan prosedür gereği Başbakanlıkta bekleyen Kanun taslakları iade edildi. TEB’in yeni başkanı Erdoğan Çolak,  Mehmet Domaç’ın bıraktığı yerden çabalarını devam ettirirken, Mehmet Domaç da meclisten konuyu takip etti. Nihayet 2012 yılı başında hem TEB, hem de Mehmet Domaç başta olmak üzere tüm eczacı milletvekillerinin gayretleriyle konu yeniden gündeme gelmiş ve Sağlık Bakanlığı ile TEB arasında mutabık kalınan metni mecliste grubu bulunan 4 partinin milletvekilleri kanun teklifi olarak vermişlerdir. Sağlık Komisyonundan küçük revizyonlarla geçen teklif, TBMM’nin 17 Mayıs 2012 tarihli Genel Kurulunda yasalaşmıştır. Bir aksilik olmazsa Cumhurbaşkanının onayından sonra Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Mehmet Domaç’ın kendi deyişiyle 17 yıllık özlemi de gerçekleşmiş oldu. Tabii TEB Başkanı Erdoğan Çolak ve özellikle Genel Sekreter Harun Kızılay’ın gayretlerini zikretmemek haksızlık olur.

Böylece 1831 ve 1927’den sonra üçüncü defa olmak üzere 2012 yılında eczane sınırlaması kanunlaşmıştır. Yeni gediğimiz hayırlı olsun. Acaba gedik hangi surda açıldı? Bu sorunun cevabını başka yazıda aramak üzere sözü Necip Fazıl Kısakürek üstada bırakalım.

“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes,

  Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es.”