DR. İSMAİL FAKI AĞABEYİN ARDINDAN

Dr. Mahmut TOKAÇ

27 Temmuz Cumartesi günü bir sosyal paylaşım sitesinde Bursa Kamu Hastaneleri Birliği tarafından verilen bir vefat ilanında; “Bursa’daki sağlık hizmetlerine önemli katkıları olan değerli hekimlerimizden Uzman Dr. İsmail Fakı, bugün saat 15.30 civarlarında hayatını kaybetmiştir. Cenazesi yarın ikindi namazına müteakiben Ulucami’den kaldırılacaktır. Kendilerine Allah’tan rahmet, kederli ailesi ve yakınlarına da başsağlığı dileriz. Ruhu şad olsun.” denilmekteydi.

Bu haber yüreğimde derin bir sızıya sebep olurken bir anda İsmail ağabeyle ilgili hatıralarım hafızamda canlandı. Daha önce bu sütunlarda “Üç 12 Mayıs” başlıklı yazımda (http://www.ivek.org.tr/uc-12-mayis-113yy.htm) paylaştığım hayatımın önemli dönüm noktalarının arasında bir kilometre taşı olan bir hatıramın mühim simalarından biri idi İsmail ağabey. 2002 seçimlerinden önce, İstanbul 112 Başhekimliği görevime devam ederken, Başhekim Yardımcım Metin Tunç ile yine 112’de birlikte çalıştığımız ve uzun yıllar birlikteliğimizi devam ettireceğimiz İsa Taktak ve Cengiz Aladağ odama gelip: “Ağabey biz hacca gidecek sağlık görevlileri için müracaat ediyoruz, senin için de bir form getirdik, sende müracaat et.” dediler. Ben ise 1996 yılında sağlık görevlisi olarak hacca gittiğimi ve oradan geldikten sonra eşime kendisi ile birlikte gitmedikçe bir daha görevli gitmemeye söz verdiğimi belirterek müracaat etmeyeceğimi bildirdim. Onlar kendi doldurdukları formu imzalamam konusunda ısrarcı oldular. Aslında ısrarlarının sebebini de anlıyordum. Ankara’da tanıdığım insanlar aracılığı ile tavassutta bulunacağımı ve böylece kendilerinin de gideceklerini hesap ediyorlardı. Onları kırmamak için imza atmakla birlikte asla bir tavassutta bulunmayacağımı belirttim. Sonrasında müracaat ettiğimi bile tamamen unuttuğum bir sırada, tam 31 Aralık günü, aslında mesaide olmam gerekirken sebebini hatırlamadığım bir gerekçe ile evde bulunduğum anda kapı çalındı. Kargo ile gelen bir yazıda “2 Ocak 2003 Perşembe günü saat 17:00’ye kadar Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığında hazır olacak şekilde geçerli bir pasaport, 2 vesikalık fotoğtaf, ikametgah ve nüfus cüzdan sureti” göndermem gerektiği yazıyordu. Günlerden 31 Aralık ve ertesi gün tatil. Eğer evde olmasam ve akşam haberi alsam, kargoya en erken 2 Ocak’ta verebilecektim. Hemen pasaportumu kontrol ettim. Hac dönemi Şubat ayına denk geliyor ve benim pasaportumun geçerlilik süresi Mart’ın ilk yarısında bitiyor. Genellikle vesikalık fotoğrafım olmazken bir baktım iki adet vesikalık fotoğrafım var ve üstelik elimde ikametgah belgesi ile nüfus cüzdan sureti de mevcut. Eşimin de rızasını alarak hepsini bir zarfa koyup aynı kargo şirketiyle Ankara’ya gönderdim.

O yıl Cengiz hariç üçümüze de hac görevi çıktı ve üçümüz de Mekke grubunda görevlendirildik. İsmail ağabey de Mekke ekibinin en sevilen başhekim yardımcısı idi. Aramızda çok güzel bir dostluk oluşmuştu.

Aslında sağlık görevlisi olarak hacca gitmek hele Mekke ekibinde çalışmak oldukça zahmetli bir iş. 1996 yılında gittiğimizde 12 saat mesai sonrası 12 saatlik dinlenmede hem istirahatimizi yapmak hem de ibadetlerimizi yerine getirmek mecburiyetinde idik. Bu kadar yorgunluk içinde zaman zaman sinirlendiğimiz, hacı adayı hastalarımıza yeterince nazik davranamadığımız anlar olabiliyordu. İdarecilerin yaptığı görev dağılımlarına da sık sık itirazlar ediliyordu. Halbuki hac sabır yeri idi ve sabrederek güzelce hizmet edilirse sevabının çok olacağını biliyordum. O yüzden 2003 haccına giderken kimseyle kavga etmeden (ki kavga etmek hac ayetinde yasaklanmıştır) görevimi yerine getirmeye niyet etmiştim. Üstelik 2003 yılında çalışma düzeni de değiştirilmiş ve 8 saat çalışıp 16 saat dinlenme şeklinde daha rahat bir çalışma şekli getirilmişti. Verilecek görevlere itiraz etmeden, hacı adayı hastalarımıza nezaket içinde kırmadan ve kızmadan hizmet etme gayretim İsmail ağabeyin gözünden kaçmamış olacak ki bana karşı oldukça yakın davranırdı. Mekke’de sağlık hizmeti sunmak ne derece zor işse de Mekke’de sağlık personelinin idaresi kat kat zordu. Buna rağmen İsmail ağabey tüm çalışanlara karşı oldukça nazik bir şekilde davranırdı. Bir ara ciddi bir şekilde rahatsızlanıp üç gün görev yapamadım. İlk rahatsızlandığımda görev başında idim ve sağolsunlar mesai arkadaşlarım sağlık ocağında bir sedyede serum vererek ilk tedavimi uygulamışlar ve hastalarımı kendileri muayene etmişlerdi. Sonrasında iki gün de yatakhanemizde serum alarak tedavim devam etmişti. İsmail ağabey bu iki gün boyunca ziyaretime gelip halimi hatırımı sormayı ihmal etmemişti.

Bu arada hacda yaşadığım bir olayı da bu bağlamda zikretmeden geçemeyeceğim. Hacca gelmeden önce meslek yaşamımla ilgili önümde iki seçenek vardı. Birincisi Konya’ya akademisyen olarak gitmek, ikincisi ise İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nde Çevre Sağlığından sorumlu Müdür Yardımcılığı. Hac esnasında Arafat’ta vakfe duası makbuldür. Bu itibarla orada bolca dua etmek gerekir. Ben de duamı yaparken gönlümü tamamen boşaltarak “Ya Rabbi, mesleki yaşamımda hakkımda hangisi hayırlı ise onu bana nasip eyle!” diye dua etmiştim. Nereden bilecektim ki hac dönüşü bana Ankara yolları görünecekmiş.

Mekke’deki görevlerimiz bitip dönüş zamanımız geldiğinde, idareciler bir süre daha kalmak zorunda idiler ve hizmetin devamı için bazı arkadaşların gönüllü olarak kalması gerekiyordu. Ben gönüllü olabileceğimi söyledimse de pasaportumun süresi bitmek üzere olduğu için bu mümkün olamamıştı. Gözyaşları içinde helalleşip ayrılmıştık.

İsmail ağabeyi bir iki yıl sonra Bursa’ya gittiğimde ziyaret etmiş ve uzun süre sohbet etmiştik. En son geçen yılki hacca gidecek sağlık görevlilerinin mülakatında İstanbul Müftülüğünde görüşmüştük.

Geçtiğimiz yıl 14 Martt’ta Bursa’da yaptığı başarılı hizmetlerinden dolayı Yılın Doktoru unvanına layık görülmüş ve ödülünü dönemin Sağlık Bakanı Prof.Dr.Recep Akdağ’ın elinden almıştı.

Hasta olduğu haberini aldığımda endişelenmiştim. 2 yıldır tedavi gördüğü hastalıktan kurtulamayıp vefat etti. Tanıdıklarım Bursa’nın en sevilen doktorlarından biri olduğunu, garibanların yardımına koşan bir yardımsever olduğunu söylerlerdi. Cenazesine katılamadım ama Ulu Cami’de kılınan cenaze namazı haberine eşlik eden fotoğraflardan bunun ne kadar doğru olduğu anlaşılıyor.

Gönül dostu bir mü’min olduğuna ben de şehadet ederim. Bizim onda bir hakkımız yoktur ama onun bize hakkı geçmiştir. Yine de varsa haklarımı helal ediyor, ondan da helallik diliyorum. Mekanı cennet olsun inşallah.